1/24/2008

_______iy ica zne




sızı


“Ellerin dert görmesin Uğur Mumcu!
Sakıncalı Piyade’yi yazdığın için, eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık.
Kendi yazdıklarıma gülemem.
Ama senin yazdıklarını gülerek okudum.
‘Acı acı gülmek’ deyimi vardır ya,
işte öyle acı acı güldüm.”
Aziz Nesin
.
.
.
.
.
.
.
edebiyat dersiydi ,bengisu hanım karşımdaydı, zaman hatırladığım bu saatti.

1/21/2008

aynı yalınlıkla ölmek isterim
kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
yeryüzü uzansın altımda sessiz.

ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

José Marti / çeviri: Ataol Behramoğlu

1/20/2008

21 gr=5 adet bozuk para ağırlığı 5 kare

asrhso........


26112007


detay


ozgurluk


müzik




1/18/2008

nefes alma vakti var mı ,hayatın
peki ya zaman
zamanı var mı hayatın
yıkıldı tüm kuleler
babilde

1/17/2008

iyi ki filmlerin varmış


iyi ki sende var olmuşsun bir zamanlar bu dünyada olağanüstü zerafetinle,biliyor musun artık insanlar insanları incitmekten korkmuyor hiç korkmuyorlar hemde...hiç...kendilerinden bile korkmuyorlar...

1/15/2008

kendini biliş

''kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sirrini sessizce bilir.ancak kulaklariniz, kalbinizin bilgisini isitmek için deli olur.düsüncelerinizde daima bildiginizi, kelimelerde de bileceksiniz.rüyalarinizin çiplak bedenine parmaklarinizla dokunabileceksiniz.ve böyle de olmasi gerekir.ruhunuzun sakli kaynagi yükselmeli ve çagildayarak denize dogru kosmali;ve o zaman, sonsuz derinliginizin hazineleri gözlerinizin önüne serilecektir.ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tarti aramayinve bilginizin derinligini degnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayin.
çünkü kisi, ölçüsüz ve sinirsiz bir deniz gibidir.
tek dogruyu buldum degil, bir dogruyu buldum deyin.ruha giden yolu buldum degil,kendi yolumda yürürken ruhu buldum deyin.çünkü ruh, her yolda yürür.ruh ne bir çizgi üzerinde yürür,ne de bir kamis gibi dümdüz büyür.

ruh, sayisiz taç yapraklari olan bir lotus çiçegi gibi açilir.''

h.c'dan

1/13/2008

abdal mı aptal mı

abdala mı malum oluyor yoksa aptala mı...ne diyorsun günlük, bu benimki hangisi...
tek bir harf farklı dimi, tek bir harfte saklı koca anlam o kooocaman yol çizgisi....tek bir harf ,neyse ben biliyorum yine kendi cevabımı ya ,biliyorum her zamanki gibi

1/11/2008

-ayrılık düşünsel dünyalarda oluncada kaçınılmazdı- dedi kendine kapıyı açmak için uzattığı kolunun desteğiyle,parça cümleler parça bakışlar dökülüyordu ellerinden,gürültünün ortasında yürüyordu,boy aynasına çarpan o terzi elinden fırlayan şu makasın kestiği kumaş parçaları dağılmıştı heryere iplik iplik iplik son teyelde,ayrılık şairin dediğiydi belki ama ,ayrılık düşünsel boyutta oluncada dedi cevabını bilir kendine acı bir gülümseyişte
usulca başını salladı kabullenir,festivalin tekinde dayanamadığı o filmi hatırladı,sinemadan aniden çıkışını ve gidişini...sokakta yürür bulduğu kendine soruyordu ona karşı en zaafkar tarafını bulmuştu değil aslında ,biliyordu zaten ki o da biliyordu sanırım...onun için hep endişeleniyordu işte,her an, tıpkı bir anne gibi ,en kötüsüydü aslında onun için, hiç sevgili gibi hissedememişken üstelik,sevgilisi gibi değil yada bir kadın gibi değil ama bir anne gibi hissediyordu kendini çoğu anda,ne acı dedi kendine,ne acı ,aşk adına...ona yinede kızamıyordu işte,kıyamadığıydı çünkü,ışığı dolunaydı

1/08/2008

gün doğuyordu taç yapraklarına,küflü gecenin önsözünü yazıyordu bilinmeyen

1/01/2008

e.ayhana soru

yazdıklarını yaşıyormuş

yaşadığını yazıyormuş şairin kalemi
galatada olta ucunda mürekkep sallanıyor
kovada can veriyor bir elin ruhu
urganın misinaları çözülüyor tek tek
gören yok
duyan yok
topal bir gölge seçkisinde
vapur sesi çekildi şimdi sarayburnuna
çayın dumanı kırmızı

sahi

'akdeniz akdeniz'de çay içerken mi yaratılıyor'

yanıt yok

12/31/2007


yürüyen merdivenin sevimsiz metalliğiyle karşılaşmaktan dolayı yüzü ekşimişti,koşar adım çıktığı metronun art-nouveu saçakları bile harekete geçirmemişti yüzündeki kıvrımları,oysaki ne güzel kıvrımlardı onlar...geçkin adımlarla yürüdü yol boyu yüksek duvarların hükümdarlığında,ardı bir mezarlıktı şehrin ortasında şehre ait ,bir yahudi mezarlığıydı,nihayetinde insanların ruhları bir aradaydı...bir kaç görevli hummalı bir çalışmayla ara yolları süpürüyor,biriside sürekli su kabına daldırdığı bir bezle anlayamadığım bir şey yapıyordu...bir anda kendimi sanki duvara asılı kalmış küçük bir kız çocuğu meraklılığında hissettim içimde hafif bir ürperti vardı,bir parçada üzüntü,buradaki tüm insanların neler yaşadıklarını neler hissettiklerini düşündüm,mezartaşlarındaki tarihlere bakmamaya çalışarak,bilmem hep korkardım o tarihlerden...bir anda tüm bu düşüncelerden sıyrılarak onu hatırladım az önce gözlerimin önünde olan kişiyi,bir telaşla asılı olduğum o duvardan düşüncelerimle birlikte atlayarak büyümüş kız halimle kalabalığa karıştım...neredeydi acaba...aynı yöne yürümeye söz vermişçesine atılan adımların sesleri uğultu olmuştu artık şehirde,kalabalık çok kalabalıktı kaldırımlar,sürekli insanların enselerine çarpmaktan sıkıldığımı hissettiğim anda ,sağa ilk sokağa saptım nereye çıkacağını bilmeden,bazen bu korkusuzluğumdan korkuyordum sonraları düşündükçe...her zamanki gibi kafam yukarıda yürümeye başaldım, rönesanstan bir hayli payını almış iki tarafıda yüksek binaların gölgelediği bu sokakta bir parçada nefes alabilmiştim neyse ki...sanki farklı bir zamanda gibiydim ama sırtımı dönüp baktığımda ardımdaki insanları o caddeyi görebiliyordum,oradan gelmiş oradan bu sokağa girmiştim,uğultusunu duyabiliyordum şehrin üstelik,ama burası,burası çok farklıydı sanki görünmez bir yerdi ,saatime baktım öğlendi,takvim aynıydı,gün aynıydı ama burası çok farklıydı...biraz daha yürümeye başladım,kesme taş duvarların işçiliği büyüleyiciydi,demir bir kapının önünde durup göz hizamdaki boşluktan arka avluya baktım

12/28/2007

noname

kırıl/-
gan bir güneşin mavi ışığı düşmüştü ellerime.yürüyordum sahil boyu,ayaklarımda sarı bir bulamaç izi.uçurumlardan uçurumlara atlayan kayıtsız varlıkların gölgesi gibi hissediyordum gökyüzünü,sıkılıyordum bu halinden.ricalı konuşmaların ardında saçları saklıydı,aynı şarkının sözünü dinlemediğimi farkettiği bir anda seslendi .sırtım dönüktü.elimi cebime attım o anda.neyseki oradaydı.elimi sardı kırılgan güneş mavi ışığıyla.

elimi sımsıkı sardı kırılgan mavi güneş ışığıyla.


yakalarını kaldırdığım paltomun izinde gölge boyu yürüdük zeminde.elim hep cebimde.sonra,sonra hani şu pamuk şekerine tutunup havalanalım mı dedi.olur dedim buruk bir gülümseyişle.yinede olur dedim.üzülme dedi usulca birazcık daha parladı,birazcık daha benim için ışığını arttırdı arttırdı.arttırdı.biliyordum her ışığı arttığında kendinden kaybediyordu benim için bir şeyleri,benim için kendini feda ediyordu.sımsıkı tuttum elimin içinde,lütfen dedim,lütfen.


çok yorulmuştu birden avucumun içine serildi ışığıyla,bir damla düştü gökyüzünden sadece onun yüzüne,mucize mucize gibi bir şeydi bu ,mucizeydi bu


12/20/2007

sabrina


sabrina


seni seyrettim şimdi yine

kalbinin güzelliğini seyrettim yine

tüm gerçekliğini
neyse ki sen gerçekten sevildin
bir film olsanda
bir kurgu olsanda


.] © 2008. Template by Dicas Blogger.

TOPO