formül-ü şahane
küflü peynir
bunlar : kendime notlar
küflü peynir
...ince uzun bir akşamın hüznü çöreklenmişti ellerime puslu...gün batımları...ah o gün batımları...mavi bir denizin şavkı olsa şu an*da, gözleriyle konuşabilse insanlar...ah bir konuşabilse...ah bir konuşabilsem dediğin anda diz boyu taşkınlıklarda hayatın tüm sesleri,neyse...kelebek ve dalgıç giysisinin kapağını üstüne giyip dolaşmak istedim derinlik sarhoşluğunun koynunda misinaya takılı hayaller ülkesinde,masallar olsun yine,anlatanı ,dinleyeni aslında dinleteni...hissetmek soğuğu...ilk dalışımda dans etmiştim ya hani aslında hiç tanımadığım o adamla o mağaranın içinde,canım çok acımıştı...hayır canım! bir yere çarpmadım beni...su altında hiç tanımadığım o bir adamın o süpriz dansı mutlu değil mutsuz etmişti beni...hep kötü süprizlerin sihirbazı ,şapkadan çıkan tavşanlardan artık sıkıldım...hiç konuşmadan gözlerimle yazı yazmak istiyorum artık,okuyanı olmasada...derinliklerden vaz geçtim ,paçalarım sıvalı çakıl taşlarıyla oyalanıyorum nicedir,varsın uzun çarşının sonundaki dinletiyi ben yine kaçırmış olayım yada o kaya mezarlarının ruhunu sardığı bir gecede dümeni kırdığım anfi tiyaronun sessizliğinden korkayım...nasılsa basamaklarında bir önceye ait boş şarap şişeleri olacak şarap ucunda akmaya hazır bir kaç damlasıyla...korkmadan o bir kaç damlayı elime damlatıp kokusunu salacağım özgürlüğe yine,yıllar önce içinde bir kağıtla denize salınmış yardım çağrısı misali...
meis ,ah meis
akdeniz 'e
_____________________________________________
_______ _üzgünüm sen o değil miş sin.
durakta oturuyordu ,mütemadi bir kaç araba hızla geçip akşamın gölgesini sürüklüyordu ardından ...herkes hayatını oynuyordu ...birisi ise karşısına geçmiş hayatını sadece seyrediyordu...o birisi,o birisi...o birisi tuhaf ama kendisiydi...
her şeyi bir kenara bıraktım ve eti cin almaya çıktım...nefes...oksijen....güneş çokça olmasada...
her şey sadece an'larda saklı...öncesi yada sonrasının dili yok hiç bir zaman...o an ve o durum sadece...önceden o an'a taşınıp ,sonrayı belirleyen bir o an...hayatın mahkum olduğu yada hayata mahkum olan an lar...
sonra
biliyor musun ben hiç kızıl bir gökyüzünde bulutlarla şakalaşamadım...akşam çarpıyorken yüzüne bir şehrin siluetinden kendimi alıp gitmek hep acı vermiştir bana,ardımda bıraktıklarım beni karşılayanlara hep yenilmiştir bir burukluk olsada,rüzgara bıraktığım gözyaşlarımı acımadan bıçak gibi kesen martıların kanat çırpışları bile bu kadar acıtmazdı canımı,çapkın bir göz kırpışın ardına saklı bakışların gölgeleriyle dolu sokakların gündüzleri,geceler sanırım hep bir klasik o. pamuk cümlesi bu şehirde...hayatını aslen başka şekillerde başka dilde yaşayan o adama inandığım o andan itibarende onunla hiç konuşamayacağımı biliyordum yine...yaşadığı değil yaşamadığı bir an'a mahkum bir hayattı sesi...
her seneye ait bir çiçek bulacaktı elleri, evin çeşitli köşelerinde her yeni doğum gününde...cılız bir kalem ucuyla yazılmışda bir kaç mısra...ve bir not ile
bayım! bu zamanda saat kaç diyen çocuk ellerine düşmüştü ya hani o ağacın büyük gövdesi,tepkisiz ve itaatkar,
seyirci gözlerinin önünde işte bu yüzdendir ki
m. faithfull konserine bilet var seç beğen al modelinde hemde 3 gün,
ammavelakin buralarda olmama ihtimalim var önceden bilet alsak bir türlü almasak bir türlü şimdi...bu cephe böyle olmaz olamaz tikkat nayır ve de hayır,rahat hazır ol...acıktım ravioli yiyip mide spazmı geçirmek istiyorum yine her ne hikmetse...oxigen uzun zamandır hep aynısın...h.cibran okumalı bir kadehle birlikte...bahar geldi hoş geldi...ayrıca sevgili blog, bu beni ne yapmalı bilmiyorum,muamma...siyah bir yüzük arıyorum başparmağım için 27 sinde uğrayacağım atölyeye...ne diye otomatik ödeme talimatı vermiyorsam yine fatura ödemeyi unuttum...bakushilerin sıradışı hayatısı tam anlamıyla fevkaladenin fevkinde çin işkencesiydi kendime ait olan türkiye rekorunuda ilk 5 dk.da,
salonda birilerinin ayaklarına basmak ve birilerininde içlerinde şahsıma ettikleri en direk küfürleri üstlenebilme cesaretini göstermek kaydıyla terk-ı endam ettim ki gözlerim yaşardı pek bir gururlandım kendimle böle böle blogcum.....
the ahn trio, üst katta denize karşı olmalıydı ist.modern
pazar güneşin süperdi ammavelakin mantar daha fazla olmalıydı sandv. te lucca
afm bu sene böyle olmamalıydı
filmler zamanında başlamalı
ışıklar çıkışlarda yanmalıydı
ve jose cura ile
kulakların pasını silmeye gitmeye ,
az kaldı
insanlar özgür olmalı,en temelde nasılsa öyle olmalı...hür,bağımsız ve 'kendince' ve düşündüklerince ve ve ve işte...insanlara bir şeyler söylemekten sıkılıyorum, çok hemde,müdahaleci olmak kontrol ediyormuş gibi olmak çok sıkıcı,üstelik kasti yanlıştasalar hemde daha çok...herkes birey dimş,bir bi r e y...
çok rica ediyorum kimse kimseyi aptal yerine koymasın...her şeyin farkında olarak hiç bir şeyin farkında değilmişçesine yaşamak zaten yeterince ağır ve incitici...
çok rica ediyorum en azından kendimize saygımızı yitirmeyelim ,başkasını aptal yerine koymuşuz gayri samimi davranmışız hoş mu şimdi peki!
nerede insanın kendine dürüstlüğü
biraz samimiyet
bir parça saygı
bir parça insanın önce kendisine dürüstlüğü sanırım
erdem yani erdem
kaldı ki filozofça bilgelik, insana yakışan budur çünkü...bilgelik ve gereği ve değer
insanları olduğu gibi kabullendiğiniz için büyümeyin sakın ,çok ağır çünkü yükü kendi omuzlarınıza
breakfast on the morning tram, işte tam 0.59 daki o tını süper mi süper.....güzel şarkı lodosa rağmen,güneşte var şantiyedeki gürültüye rağmen
.] © 2008. Template by Dicas Blogger.