...
İlhan BERK
bunlar : kendime notlar

hayatın içinde yaşanan şeyin adı: yaşamsa
yaşamı yaşar kılan ne peki!
kitap vitrini cam sarkıtların
temiz köşeleri var hala izlenilen
çapaklanmış ellerin piyano tuşları
soluklanıyor en erken
suya karışmadan az önce
kıyılarının dibinde
bir kıyamet ki
kalbin kadar
bileği burkan kristal geçmişin
ince belli bardak gölgesi
arnavut kaldırım dehlizleri gibi,
sakar düşlerinin çiçekleri
dinleniyor meşe fıçısı rengi
diz altı tekil buluşmalar
dirsek ardı çoğul dolaşmalar
ve masalar
masalarda hep kırmızı gövdeli akşamlar
ve masallar
masallarda
hep
karşılanmalar
uğurlayışlar var birde
siyah beyaz kartpostallardan
beyaz siyah sarılmalara,
bileti önceden alınmış
bir seyirlik masal karşılığında…
bizahiti, öğlen ,yürüyen merdiven iniş istikametindeyken ısrarla çıkış yapan müstesna bir kişilik gördüm,gördüm yani...başardı mı derseniz, azmin elinden evet hiç bir şey kurtulmuyor/muş. netekim...alkışlar...

patikaların alnından süzülen mavi
mevsim icabı başrolde
yazın gölgesine sığınan akşamlar
ağır aksak şarkı renginde
denizin kıyıya vuran dalgası
kokusunu çekiyor en önce içine
derin solumaların ardı
taş gövdeleri
serin mi,serin
kalabalık adımların altında
eriyorken asfaltın rengi
şehrin keşmekeşliği
kuytu sokakların terinde gizli
düşlerin güneyinde
avlular var begonviller ardı
kirece bulalı ak pak taş sokakların
kayrak üstü kilim oturuşları
birde bir fincan kahve
demezler mi
mangal gibi yürek ateşinde
sonra günbatımları var
anfi basamaklarında sahnelenen
yüzyıllar öncesinden gizli bir ağıt gibi,
şiirlerin en güzel perdesinde
en güzel temsilin şiirinde,
akdenize kıyısı olan pencerelere
gözkırpıyor olmalı meisin kirpikleri
kendinden kopan bir rüzgar tanesinde
bordalayan rengin mavisinde…
bazen hayatımdan çıkardığım bir şey yada şeylerin tam ortasında buluyorum kendimi...nereden çıktınız ki demeye ramak kalmadan hemde kuşatılmış oluyor gibi oluyorum...tuhaf yani...velhasılı demem o ki bu akşam s.köse ve önder focan saat 20 itibari ile yarın akşamda jam session yine saat 20 itibari ile bebek parkında dinlemek isteyen sevenlerini beklerler efendim,balık-ekmek-caz başlığı/ istanbul 2010 avrupa kültür başkenti ağırlığıyla...
sabahın saat 8 inde gülle değil ama ona benzer şimdi adını anımsayamadığım bir spor etkinliğini izlerken etkinlikten ziyade sporcuların yüz ifadeleri daha ilginçti,incelemeye değer takdire şayan o kadar pes yani...başarısız olduğunu düşünenlerde bir burukluk bir tuhaf üzüntülü haller olsada esas iyi derece elde edenler,ki işi bozan zaten onlar,böyle dereceler elde etmeseler hoş kimse üzülmeyecek herşey güllük gülistanlık seyri sefer eyleyecek ama arkadaşlar sevinç ve mutluluktan da uzak getirin parçalayacağım öldüreceğim modundaydılar dereceler sonrası,bir savaş boyaları eksikti suratlarında birde çalılar etrafta...neyse,neyse ve yine neyse malum insan evladı işte ayağı tökezleyip sanırsam ki hırsın içine kapaklanmış
okuyacak gazete bulamıyorum artık, radikal tuhaflaştı ,tarafa ben tutunamadım-bir kaç isim yinede var ama teselli-,birgün ıııı eskisi gibi değil...dünyanın tüm seslerine tüm titreşimlerine tüm renklerine açığız ama şu gazete okuma konusunda malesef kapalı ve tek yönlüyüz işte...
k iyi ,okuması çok keyifli hoş bir edebiyat dergisi...şiddetle tavsiye olunur...
unutmadan arda arda 4 yüzme yarışını seyrettim, 4ünüde abd kazandı, tebrik eder 4x4 için 40 kere maşallah deriz efem
sonra ,hava çok sıcak hemde feci,eylül bir an önce gel ve gitme ve bitme
öncesinde ,elimdeki bu projenin acilen bitmesi şart,ama haftanın yorgunluğu çıktımı çıkıyor şu anda gelde bunu şefine anlat, tabi,oldu ,şöyle buyurmazsınız
'turgut uyar' bu aralar sebepli sebepsiz, nedensiz nedenli, sende kendimi kendimde seni buluyor gibiyim,kaleminize sağlık efendim...
istiklal kitabevinde yok,megavizyona bakmadım ama muhtemelen yok,mephistoda yok,lalede yok,yok yok kardeşim nedir bu cd lerin hali sözbirliği etmişçesine yok oluyor ve varoluyorlar aynı anda
abracadabra anladığınız değil anlamadığınız anlamda,arnavutköy iskelesinde d.erbayın işlettiği süper keyifli ötesi ,süper keyifli öte manzaraya sahip, süper keyifli huzur verici velhasılı süper mekan yani...
şimdi rilke demiş ki-hayatın her duruma hakkı vardır- her gün insan bu sözü kendine niye söyler ki sahi...demiş iyi demişde ,sustum ,neyse...
ve piyale madra...muhteşem kadın...
kaldırım mühendisliği kesinlikle bir bilim ve ilim olmalı ,olmalı olmalı ve de olmalıdır,yerel yönetimlerde istihdam edilmeli ihtimamla kollanmalıdır,bir kenti kent yapan en nadide unsurlardır,kaldırım deyip geçmemek lazım...cihangir kaldırımları ,habitat sonrası herhalde bu kentin yaşadığı çin işkencesinin uzatmalarına kaldı ki cadde-i kebir(-haşmetbaamım ya:-) bile bu kadar ızdırap çekmemiştir...geçtik
el ilanı niyetine blog ilanı:
saatler 14.59 u gösterirken radyoda çalan şu bilmediğim bu parçayı, -duyan bilen gören- varsa, insanlık namına bu ritimlerin kime ait olduğunu ,lütfen en yakın karakola bildirsin...şimdilik hükümsüzdür...radyoya günlük soru sorma hakkımı tamamladığımdan bilahare rahatsızlık veremiyorum malesef...
ibb şehir tiyatroları beyoğlu sahnesi yarışması kolokyumu’na hararetli tartışmalar damgasını vurdu
değil vurmuş ki şu yarışmalardan birinden -eksik kalırda hani- katılmadan gidersem kesin gözüm açık gidecek...bugün yanlış hava ve tabi ki yanlış elbise...ne kadar rüzgar o kadar no dress ammavelakin düşündümde düşündüm sonra kıvamında,yanlış gün yanlış yer, yanlış zaman yanlış bişey, yanlış yıl hepten yanlış yüzyıl işte devamında şu benim zavallı şeytan hep sakat hep topal ,şunun bacağını şöyle bir layıkıyla kıramadım gitti...ızdırabı büyük olmalı...hım kötümüyüm neyim...
öğlen oldu çıkıp biraz yürümeli...rusya devlet başkanının insanlık namına verdiği bu kararı düşünmeli sevinmeli ve gündüz vassafın pazar yazısının haklılığını da tekrardan anımsamalı....

sabahın bu saatinde tonlarca söyleyecek şey nasıl buluyor insan,
başkasına değil ama en direk kendime,yine...
geçtim her şeyi velhasılı şurayı görmemiş olsak hani bir nebze diyeceğim - yok yani bu güzide mekanın diğer mekanlardan en ufak farkı hatta fazlası bile olabilir!- hadi onuda boşverdim dünya küçük mü küçük,pek küçük hemde, kısacası claude challe iyi çalıyorsun herşeye rağmen şimdi...daha az sigara içmeye çalış ve sık sık gel olur mu...belli mi olur...

elleri yakın bulutların sabahı
uzansam parmak uçlarımda
göğü çekeceğim gri iplerinden,
sökülecek iplik iplik
perdeleri açılacak
sanki uçurtmanın
damlaları dansına
kent şehrinde dalgın
köşebaşlarının yorgun büfecileri
gazeteye sarmadan veriyor
koltuk altı düşlerini
kalabalık sokakların tenhalığını adımlıyor
en erkenden gün
mevsim dişleri bileylenmiş gibi
kendine saklı güneşin kollarına,
ufuk düşmeden daha kıyılarına
yol alıyor sırtında yüküyle
adımların hayat çizgesi
dilinde ıslık tadındayken şarkısının rengi
uzak kıtalarda
kıyı iskarçalarında
yaşanıyor olmalı
abordanın sarı sevinci,
gözünden düşerken tamda
kirpiklerinin sesi…

d
a
l
i geliyormuş kenara geçelim...
müze önündeki kuyruğu düşünmek bile istemiyorum 1 ay evvelinden
ki ilginç, böyle bir adam nasıl faşist söylemleri olan partilere karşı sempati duyabilir ki...ilginç yani...
dalgıç kıyafetiyle gittiği konferanstan daha ilginç bir durum,
tabi bence.
bide bu resim bir 'krakerkelebeğine' hediye:)


.................
dün akşam bir arkadaşım ' en iyi kendi keyfimin kahyalığını yapıyorum ' dedi...sonra güldük ...sonra bunu yazmalıyım dedi...yazdı mı bilmiyorum ama ben onun yerine not aldım buraya :) ay sonu çıkacağı mecburi küçük yolculuğunda yolu açık olsun der tez zamanda kendini özletmeden fazlaca sağlıkla dönmesini dileriz dedikten sonra..............
masif ceviz koyuluğuna asılı tozlu abajurun titrek ışığıyla aydınlanan solgun duvarlarda gözleriniz ,ellerinizle yoklarsınız ahşabın yüzündeki silinmeye yüz tutmuş cilanın izlerini, merdivenin küpeştesini iştahla kemirmiş böcek izlerine ellemeye korkar telaşınızın yanında yüzyıllar öncesine olan bu aitlik ruhunuzu tuhaf bir şekilde okşar, mor püskülleri olan kırmızı halıya adım attığınızda sizi toza bulayan eskilik kokusu vuku bulur adımlarınızın hemen altında…
merdivenin kova boşluğundan yukarı doğru baktığınızda birkaç küçük çiğ damlası serpilir olur kirpiklerinizin hemen ucuna vitray camlardan,ürkek ama meraklı adımların teşvikiyle bir iki basamakla hayat bulur akabinde adımlarınız…
şehrin bir sokağına açılır bu mekanın girişinde bekler olursunuz bir kadeh şarabın kokusuyla,saat takmasanız da duvarda hep bir saat vardır size zamanı hatırlatan nasılsa,
ara sıra ayaklarınızı rahatsız ettiren topuklu ayakkabıyı usulca çıkartmaya çalışmalarınızı hissettirmemeye çalışırsınız bu davranışın yakıştırılamayacağı varsayılan bu mekanın zarif şıklığı şahitliğinde, yüzünüze destekçi elinizin kenarından dışarı bakarsanız ,kalbinizde bir şiirle...
dalgın şekilde baktığınız cam ardında tüm hallerini yakaladığınız küçük bir gülüşle, bir misafiriniz belirir hemen önünüzde,size durup bakar kulaklarını öne eğer ,o kadar ki bu uzaklığı yakın kılmak adına kapının önüne kadar gelir usulcacık, başını okşamanız yeterlidir,
sonsuza kadar kapının önünde bekleme garantisini sunan bir davranışla kıvrılıp yatar cam ardından önünüze, siz içeride olmayı seçseniz dahi sizi göremeyene kadar bekler sizi,sadece sizi,ta ki...
sigara içmediğiniz için ,yan masadan gelen o diğer davetsiz misafirin yönünü çevirmelerini rica edersiniz tamda bu anda,bu nazik algılayışlarından dolayı da içinizde iyi ki böyle insanlar var hala diye bir sevinçle karşılarsınız kendinizi...mekanın ucunda bir hazırlık gözünüze çarpar,başlamıştır akşamki konser hazırlıkları piyanonun akort sesleri çok hoşunuza gitmese de size yaklaşan garsondan şarabınızı yenilemesini rica edersiniz...
şehrin kalabalığı sergilenir olur bir anda,
uzak sandığınız hayallerinize dalarsınız yakınınızdan.
sevilen dedi ki: kelebeğin ömrü kadar kanatlarım
seven dedi ki: sakın üzülme, yurdumun bu en güzel toprakları
sevilen dedi ki: renklerimi yeni kazandım
seven dedi ki: korkma,her bir rengin sende kalsın
sevilen dedi ki: açıyor gülüşüm gökkuşağı üstü
seven dedi ki: gördüm, gökkuşağına vuran gülüşünü
sevilen dedi ki :bulutların üstündeki yıldızlar nerede
seven dedi ki : bak birer birer düşmüşler saçlarının her bir teline
'' Ron Jackson gitar,
Uzakça bir ormanda, son derece güzel dans eden ve bununla ün yapmış bir kırkayak yaşarmış. Çekirge çok kıskanırmış onu. Bir kenardan seyredermiş. Bir gün çekirge, oturup bir mektup yazmış kırkayağa: “Sayın Kırkayak Hanım, danslarınıza şöyle hayranım, böyle meftunum. Yalnız size bir sorum olacak, çok merak ediyorum, acaba dans etmeye başlarken evvela hangi ayağınızı atıyorsunuz?”
kırkayak mektubu okumuş, düşünmüş, “Sahi evvela hangi ayağımı atıyorum acaba?” Nereden bilsin, hep yüreğiyle dans etmiş o güne kadar, düşünüp planlamadan. Şimdi hangi ayağını, hangi ayaktan önce attığına kafa yordukça, karışmış her şey. Ve bir daha hiç dans edememiş. Aklın sınırları var. Yüreğin yok.
aynı nakarat tekrarında
bugün dün/ü geçti
az önce,
yarına çeyrek var
şimdi,
ikindi saatli sulara
balıklama dalıyor hayat,
anılara ve anlara
korkusuzca.
çınarlar gölgesinde
itaatkar eğilişindeyken
GÜRÜLTÜLER, sessizliğin tamyanında,
içi içe geçmiş siyahlabeyazın
rengi orta bir ton koyusundan gri.
sırça köşkün eyvanını adımlarken aldanış
uzak çatıların üzerinde parlıyor kristal gözyaşları
duruşun saklı gölgesindeyken ürkeklik
meydanlara açılan acının son demleri
çocukluğun bahçesindeki salıncaklara teslim…
kısa ceketin kollarından sarkarken saatin dumanı
telaşlı adımlarda sevincin ritmi
sokaklar mağrur yürümekte gündüzü
yaşlı bir akordeon sesi kalabalık
kamondo merdivenleri kimsesizliğinde
refik’in yıllara saklı şarkısı,
kehribara dönerken yüzünü ,ayın şavkı
kıyılarına çekildi artık günün sancısı.
hayat
sandıklarımızda
değil
sanmadıklarımızda
sanırım
saklı.
genel geçer mevzuların bahsi
az önce
şiirin kelimelerinden geçti
ve
gitti
parmak uçlarındayken şehrin akşamı
mumları dizili gündoğumlarında neyse ki sabahın aydınlığı...
şiir kitabım yok kraker...bunlar kendi kendime karalamalarım açıkçası...bu güzel sorun için çok teşekkür ederim:)çok sevindirdin...[cgdmt] tarafından eklendi.
02.06.2008 12:06:32
Bir şiir kitabın var mı cgdmt ?Kraker tarafından eklendi.
donpunto ya02.06.2008 23:34:26
sizi burada görmek ne hoş:)mazur görürseniz,neşeniz hiç eksilmesin isterim tüm cayilliğinizle birlikte kat kat artsın:)yazılarınız çok ama çok keyifli....ki kamondo merdivenleri belki biliyorsunuzdur bilmiyorum ama bankalar caddesine inenen art-nouveau nunda çok güzel örneklerinden olan,çok sevdiğim merdivenlerin adıdır...malesef bu benimki biraz meslek hastalığı:)dünyayı bazen mimar gözüyle algılıyorum,affediniz efenim...çok teşekkür ederim düşünceleriniz için...
*paradoks*a02.06.2008 23:22:51
çok teşekkür ederim paradox,seninde o güzel kalbinin o pırıl pırıl ışığına sağlık...tekrardan teşekkürler :)
donpunto02.06.2008 13:26:37
Çok güzel, ama Komodo benim kulağıma daha hoş geliyor ...
*paradoks*02.06.2008 11:39:36
"hayat sandıklarımızda değil, sanmadıklarımızda gizli, sanırım.." o kadar güzel ki.. söyleyecek söz bulamıyorum.. gönlüne sağlık..

yokuşun ardında
usturanın kapalı gözleriyle açıyorken karanlık
yırtılıyor sessizliğin hareketinde
dağılan inci kolyenin ipleri,
örümceğin parmak izlerinde
tanımadık yüzlerin dokunuşları
uyanıyorken
gecede ve günde,
ağlarını kendine çekiyor zaman
kıyılarına vuran ney sesinde...
mevsim aydınlanıyorken rol icabı
Galata Mevlevihanecisinin yeni doğmuş güne hazır duası
ellerinde yürüyor şimdi galip dede den yokuş aşağı...
bilmeli ki kendin
korktukça -hayattan- sen
korkacak –yaşamın- kendisi işte senden...
acar kedinin kuyruğu
tırmanıyorken yokuşun ardını o tüm zamanların sırtıyla,
ellerin birer ordu sana
ellerin birer top tüfekse
güne bakan çiçekleri gibi serilmeli yola tabur tabur...
sen sana bakmaların bahçesindeyken
dumanı tüten çayın kokusu vurmalı çatılara,
papatyanın açılacaksa beyazı sarısından önce
geceye sarılmadan,
düşlere dalmalısın en önce ,
sende
seninle yine...
parmakların ucunda doğacaksa doğumlar
şehrin bilmediğin sokağında
karşılaşacaksın tanıdıklarınla her nasılsa,
iki üç ahbap kelime ardı
gülüşler açılacak saçların başladığı yerde
ve
övgüler dolacak adı : selamlaşma hatırına
dur duraksızken kendine
kapanmaya an bulacak gözlerin
bakar gibi yapıp
görür gibi olacak kirpiklerin seni,
anlıyor gibi davranacak
uyuyor gibi olacak rüyaların,
yorgunluğundayken sol yanın
sağ kıyısına da vuracak sancısı ansızın
susar gibi yapacaksın göz bebeklerinle
ağlar gibi olacak dudak kıvrımların
belki
konuşmaya yeltendiğin o anda
tanışacaksın karşılaşmanla
ve
mısralar
d
ö
k
ü
l
ecek....kırılmadan-darılmadan.

kıyılara saklı rüzgarın neşesine kapılmış
ayartılmış ruhun sesiyle konuşuyor zaman:
yankılanıyor elleri paslı sarı
dökük kelimelerin ardı tufan
bir kadın toplamaya yelteniyor
savruluyor gün
savuruyor eteklerini__________
ağzı doğru konuşmuyor kelimelerin
gözleri aykırı hikayenin
satırlara yaklaşıp kendimden u z a k l a ş t ı ğ ı m her an
eksiliyor kendim benden
gri açıyor yıkık dorukta
gün sızıyor kitabın sayfalarına adı haykırış.
bırakıyor ellerim/ellerimi ardımda ]
ardımdan gecenin parmakları çağlıyor avuçlarıma...
porselen gıcırtıları asılı kapı kanatlarına
saklılığı var sessizliğin duyulan
gece bakışlı kor duruşun
gün yüzlü aldanışı bu, kanat renkli.
konuşuyor yabancı kelimeler mat resimlerde
yırtılıyor gece şimşeklerin sesinde
kapaklanıyor aşkın üstüne kaftan
kaftanın içindeki sinsi ruh gölgesinde,
dökülüyor şiirin dizleri suratından
almaşık duvarların ardı uçurum
gülhanenin sonu dipsiz bir havuz
yalnızlığa atılmış bozuk paralar gölgesi
iki parçalı kapağın yüzü yitik
bir martının son haykırışında
şiirler uçuyormuş külleri donuk
şairler meclisindeki kanat çarpıntılarında
Kübalı yazar, tarihçi ve araştırmacı Jose Canton Navarro'yu kaybettik .
1925 yılında Pinar Del Rio'da doğan yazar mesleki hayatına öğretmen olarak başlamış, güç koşullar altında hayatını sürdürürken Marksizm ile tanışmış ve ülkenin ilk Marksist partisine üye olmuştu.
Devrimin zaferi onu tarih alanındaki çalışmalara yöneltti.
"Emek Hareketi ve Sosyalist Devrim Tarihi Enstitüsü"nün kurucuları arasında yer aldı. Daha sonra "Küba Tarihi Enstitüsü"ne dönüşecek olan kuruluşa emekli olana kadar katkıda bulundu.
1966'da "Küba'da Prekapitalist Rejimler" kitabı yayınlandı. 1970'de yayınlanan "José Marti'nin İşçi Sınıfı ve Sosyalizm Üzerine Bazı Fikirleri" adlı eseri 1981'de ve 2006'da yeniden basıldı ve "José Marti ve İşçiler" başlığıyla Venezuela'da yayınlandı.
Yazarın, 1996'da yayınlanan ve Küba'nın tarihsel sürecini anlattığı "Küba: Boyunduruk ve Yıldızın Mücadelesi" eseri çeşitli dillere çevrilerek yabancı okuyucu ile buluştu. Kitap, en son geçtiğimiz aylarda "Küba Tarihi: Bir Halkın Anatomisi" ismiyle Yazılama Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmıştı.
Ulusal kültüre ve Küba eğitimine katkılarından ötürü, Frank Pais ödülü ve Ulusal Tarih Ödülü gibi pek çok ödüle layık görüldü.
Yazar, tarih alanındaki hakimiyetinin ve üretkenliğinin yanısıra, farklı fikirlere açık tutumu, mütevaziliği ve devrime bağlılığı ile tanınmaktaydı.
Jose Canton Navarro, José Marti Küba Dostluk Derneği'nin her yıl geleneksel olarak düzenlediği Küba ile Dayanışma Haftası'nın bu yılki onur konuğu olarak davetliydi.
Küba dostları Ekim ayında düzenlenecek haftada Navarro'yu eserleriyle anacaklar.
1-hava çok sıcak
2-tatile çıkmak istiyorum
3-massive attack kaçar mı kaçmaz mı kaçar mı kaçmaz mı...kaçmaz elbet...
4-yine tatile çıkmak istiyorum
5-yürümek hımm gölgede ve deniz kenarında serin serin şöylece
ve
6-hayatı ciddiye alanlar derneğine ek kontenjandan dahil olmak istiyorum
yaşasaydı che
saçları beyaz
muhtemelen gülüşü daha derin olacaktı
o hain pusuya düşmeden önce
daha çok adımlar atacaktı
yaşasaydı che
eminim dünden daha çok
bugünden daha az
yollarına düşecekti
bir bir inandıklarının
yaşasaydı che
şiirler okuyacak
okuduklarını önce yazacaktı
yaşasaydı che
en yakın arkadaşının omzuna sarılacak,
bugün tam 80 yaşında olacaktı...
doğum günün kutlu olsun
koca yürekli adam
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda
anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım..
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım..
ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği
acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım..
fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğin de anladım..
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım..
''sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana ''git'' dediğimde anladım..
biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş
sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım..
sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş
pişman olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım..
ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün
affedilmeyi
beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş..
can yücel...
hüzün baz köşe başlarının serçesi
sıkılıyor hayatın ipleri
avuçların çizgileri bir arpa yol boyu
kristal duruşun izi adımlar gölgesi
gövdeye akıyor bahar
dalları şerefelendiriyor kiraz
duruşun ardı gri bir pusu
yüksek sesle konuşuyor hayat
bakışlardan izin almıyor kadın rengi
puntolar sesi ihanetin alçak cüssesi
dün bugünü geçti
yarından sonra, ama
kadehin gözleri
şarabın gözyaşlarında gizli
strauss adımları duyumsamada
valsin o ennnn güzel tonunda
konuşuluyor hayat
şair oturuşlarında
tutunuyor bulutun yelkenine,
ayçiçeğinin güne merhabası
bir el yamacı izdüşümünde.
akdeniz de aydınlanıyor resmin yüzü
dalgalı bakışlarda şimdi…
,
şaire şiirle..
gündüzler var gölgesi derin
şair çocuklu bakışlar avuç dolusu
dökülüyor ressamın fırçasından bir damla
portuondo’nun neşe dolu yankısında
ağacın kıvrımlarına tırmanıyorken şiir
yol boyu açılıyor kaldırımlar
sabahın sessizliğine saklı meis hatırlanışı
kendine çekildiğinde ancak zaman,
dökülüyor en güzel görüntüsünün resmi
kirpikleri doğruluyor defterin, sayfalarına
ince bir sızı,ipince
ara sıra, çocukça olsa da
kurşun kalem sevinçli çizgisine neyse ki hala
uzakta bir adam tüttürüyorken zamanı
gün doğmuyor ellerinin sarısına
aydınlığın neferiyle açılıyor yol
dürüstlük
bir kalem boyu
salıncakta sallanıyor portuondo’nun neşesi
küçük bir gülümseyiş ışığında neyse ki hala……
tadilat dolayısıyla kapalıyız yazmak istiyorum, odalarıma kapılarıma pencerelerime duvarlarıma....vs .vs. ve saire...ne olur ki dünya ,hı peki hayat...ne olur ki zati...
sahi...
Yürüyorsun yollarda ardı sıra
Dökülüyorken gün, rengiyle kaldırımlara
Köşeyi dönüp festival coşkusuna katılmak var
Ritim tutmak hayatın nabzında
Karışmak damlalardan yağmura
Hayatın tam orta yerindeki meydanda
Elleri kaldırıp gökyüzüne
Atlamak gerek Zeid’ın renklerinin tüm seçkisine korkusuzca işte!
Siyahı bir el geride selamlamalı
Maviyi görünce uçmalı
Kırmızıda durmalı
Gride hafif iç burkmalı
Mor kalbin rengiyse
Sarı hadi asiliğin sesi
Turuncuda çığlık atıp zıp zıp zıplamalı
Yeşilde yaslanmalı omuzbaşı
Ama en kıymetlisini görünce hiç durmamalı
Bulamalı elikoluyüzü rengarenk beyaza
Bulanmalı aydınlığa kendi rengiyle,
Daima...
.] © 2008. Template by Dicas Blogger.